JOURNAL OF BRITISH LITERATURE AND CULTURE
Alican ERBAKAN

Journal of British Literature and Culture 2023 - 1, 60-77

0000-0002-6584-682X

 

Hostile Homes and Tainted Safe Havens Within the Context of Slavery in British Jamaica in Two Contemporary Fictional Slave Narratives

İki Çağdaş Kölelilik Anlatısında Britanya Jamaika’sında Kölelik Bağlamında Düşmancıl Evler ve Kusurlu Güvenli Alanlar

 

Abstract

In its most common sense home refers to a physical place with positive connotations and sense of belonging of a person to that place. Hence, there is the nuance between a house and home. However, what happens if the sentimental connection to the place is based on anger and resentment? Even so, what if this hostile home is equally inescapable emotionally? That is exactly the experience of second generation of slaves who are born into slavery, and who do not have any sense of belonging to anywhere, except for the involuntary relation to the plantations and their owners. This concept of home is shaped mainly by the outside world, which is equally hostile to the slave after freedom, and the systematic slavery, which does not in any way leave the former slave equipped enough to survive what is beyond the limits of the plantations. Contemporary fictional slave narratives such as Marlon James’ The Book of Night Women (2009) and Andrea Levy’s The Long Song (2010) present us with two female protagonists, who are born into slavery. Lilith and July are two slave girls who cannot take that first step to freedom when they find the chance. This article aims to analyse these characters with regards to their choice of staying in the place they are enslaved even after they are free or have the chance to escape.

Keywords: The Book of Night Women, The Long Song, Slave Narrative, Andrea Levy, Marlon James

 

Özet

 

 En yaygın anlamıyla ev pozitif çağrışımları olan ve kişinin aidiyet duygusu hissettiği fiziki bir yerdir. İngilizcedeki fiziksel yapıyı kasteden "house" ve pozitif çağrışımları bulunan "home" kelimeleri arasındaki ince ayrım buradan kaynaklanmaktadır. Peki ya bir eve sahip olunan duygusal bağlılık öfke ve içerleme üzerine kuruluysa? Buna rağmen bu düşmancıl ev bir o kadar duygusal olarak kaçınılmazsa? Köleliğe doğmuş, tutsak oldukları çiftlikler ve onların sahipleriyle olan istem dışı bağlılıkları dışında hiçbir yere aidiyet duygusu bulunmayan ikinci kuşak kölelerin yaşadığı tecrübe tam olarak budur. Bu tarz bir ev kavramı, özgür olduğunda bile köleye düşman olan dış dünya ve onu çiftliğin sınırları dışında hayatta kalmaya hiç mi hiç hazırlamayan kölelik sistemi tarafından şekillenir. Çağdaş kölelik anlatıları olan Marlon James’in The Book of Night Women (2009) ve Andrea Levy’nin The Long Song (2010) adlı eserleri bize köleliğin içine doğmuş iki kadın ana karakter sunarlar. Lilith ve July özgür olma fırsatını buldukları o ilk adımı atamayan iki köle kızıdırlar. Bu makale özgür kaldıklarında ya da özgür olma şansını yakaladıklarında bile esaret altında tutuldukları yerde kalmayı tercih etmeleri bağlamında bu iki karakteri incelemeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Sözcükler: The Book of Night WomenThe Long Song, Kölelik Anlatısı, Andrea Levy, Marlon James

 

Tam Metin